İstanbul’un Köy Adları Nereden Geliyor?
Zaman değişiyor, yapılar dönüşüyor, sokaklar kalabalıklaşıyor ama adlar geçmişi taşımaya devam ediyor. İstanbul’un köy adlarının ardındaki rivayetlere birlikte bakalım.

Boğaz kıyısındaki meydanı ve camisiyle tanınan Ortaköy, bugünkü adını Kanuni Sultan Süleyman zamanında yerleşimin belirginleşmesiyle köyün dere vadisinin tam ortasında yer almasından dolayı alıyor. Bir zamanlar köyün içinden geçerek denize dökülen dere ise zamanla kayboluyor ve yerini bugün bildiğimiz Dereboyu Caddesi’ne bırakıyor.

Kalabalık caddeleriyle bilinen Feriköy, adını Osmanlı saray çevresinde tanınan Madam Feri’den alıyor. Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde, bölgede yer alan topraklar padişah tarafından Madam Feri’nin eşine bağışlanıyor. Eşinin vefatından sonra ise semt, halk arasında Madam Feri’nin adıyla anılmaya başlıyor. Zamanla bu kullanım yerleşiyor ve semtin adı Feriköy’e dönüşüyor.

Sahili, meydanı ve kalabalık sokaklarıyla bilinen Bakırköy, adını yüzyıllar içinde değiştiriyor. Bizans Dönemi’nde semt, “uzun köy” anlamına gelen “Makri Hori” adıyla anılıyor. 14. yüzyılda Osmanlıların bölgeyi ele geçirmesiyle bu ad, halk dilinde Makriköy’e dönüşüyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, yabancı kökenli yer adlarının değiştirilmesi gündeme gelince, Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle semtin adı Bakırköy olarak belirleniyor.

Boğaz kıyısındaki tarihî yalıları ve sahil hattıyla bilinen Arnavutköy, adını yüzyıllar boyunca değiştirerek günümüze taşıyor. Fatih Sultan Mehmet’in Arnavutluk’u Osmanlı topraklarına katmasının ardından bölgeye Arnavut göçmenler yerleştiriliyor ve semt bu kimlikle anılmaya başlıyor. 16. yüzyılda üzüm bağlarıyla tanınan bu yörede halkın avlanmasının yasaklanması isteniyor. Bostancıbaşına gönderilen bir fermanda bölge artık Arnavutköy adıyla geçiyor ve bu isim günümüze kadar ulaşıyor.

Küçükçekmece’ye bağlı bir semt olarak bildiğimiz Sefaköy’ün hikâyesi, 1800’lerin sonlarına uzanıyor. Bulgaristan’ın Deliorman Bölgesi’nden göç eden Karaömeroğlu İbrahim Safra, bu yerleşimi kuruyor. O günden sonra semt, Balkanlar’dan gelen göçlerle şekilleniyor ve Balkan göçmenlerinin yaşadığı bir yer hâline geliyor. İlk zamanlarda Safraköy adıyla anılan, halk arasında kısaca Safra diye de bilinen bu yer, zamanla bugünkü adını alıyor ve Sefaköy olarak anılmaya başlıyor.

Anadolu Yakası’nda, Çengelköy ile Kandilli arasında yer alan Vaniköy, Bizans Dönemi’nde “güzel kent” anlamına gelen Nikapolis adıyla anılıyor. 17. yüzyılda ise bölgenin hikâyesi değişiyor. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, din âlimi Mehmet Efendi’yi Van’dan getirerek buraya yerleştiriyor. Mehmet Efendi’nin kısa sürede semte bir cami yaptırmasıyla birlikte Van’dan gelmiş olması da adının önüne ekleniyor ve Vani Mehmet Efendi olarak tanınmasıyla zamanla bu ad, semtin kendisiyle özdeşleşiyor ve bölge bugün Vaniköy olarak anılıyor.

Sahili ve tarihî yapılarıyla bilinen Yeşilköy’ün eski adı Ayastefanos olarak anılıyor ve bu isim bir azize dayanıyor. Aziz Stephanus’un mezarı Filistin’den Vatikan’a taşınırken, İstanbul’dan yola çıkan gemi şiddetli bir fırtınaya yakalanıyor ve şimdiki Yeşilköy sahiline sığınmak zorunda kalıyor. Fırtına o kadar kuvvetli oluyor ki, azizin kemiklerini taşıyan lahit günlerce kıyıda kurulan bir çadırda saklanıyor. Bu olayın anısına daha sonra buraya bir kilise yapılıyor ve semt Ayastefanos adıyla anılıyor. Cumhuriyet Dönemi’nde ise, uzun yıllar semtte yaşayan yazar Halit Ziya Uşaklıgil’in önerisiyle semtin adı Yeşilköy olarak değiştiriliyor.

Çok değil, bundan 50-60 yıl öncesine kadar dutluklarıyla anılan Mecidiyeköy, adını semti yerleşime açan Sultan Abdülmecid’den alıyor. Sultan Abdülmecid Dönemi’nde, Osmanlı sınırları içindeki pek çok yerleşimden İstanbul’a göç eden muhacirler şehre sığınıyor. Onlara yeni bir yaşam alanı göstermek için de bu bölge seçiliyor. Zamanla dutlukların yerini yerleşim alanları alıyor ve semt bugün Mecidiyeköy olarak anılıyor.

Semtin hikâyesi epey eskiye uzanıyor. MÖ 1000’ler civarında Fenikeliler, Fikirtepe çevresinde Harhadon adlı bir ticaret kolonisi kuruyor. Daha sonra Moda civarında, “bakır ülkesi” anlamına gelen Halkedon (Kalkedon) adı tarih sahnesine çıkıyor. MÖ 658’de Sarayburnu’na yerleşen Bizanslılar ise Kadıköy’ü Khalkedon, yani “körler ülkesi” diye nitelendiriyor. Bugünkü Tarihî Yarımada dururken karşı yakaya yerleşmek onlara akıllıca gelmiyor. Osmanlı Dönemi’nde ise semtin adı bambaşka bir yerden geliyor. Fatih Sultan Mehmet, Nasrettin Hoca’nın kızının torunu olan ve İstanbul’un ilk kadısı sayılan Celalzade Hızır Bey’i buraya yerleştiriyor. Kadının yaşadığı yer anlamında semt önce Kadıköyü, zamanla da bugünkü adıyla Kadıköy olarak biliniyor.
Bugün adlarını sıraladığımız bu köyler zamanla semtlere dönüşürken İstanbul’un çok katmanlı tarihinden izler taşımayı sürdürüyor.
98 okunma




